Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2012

in un’epoca e in un paese in cui tutti si fanno in quattro per proclamare opinioni o giudizi, il signor palomar ha preso l’abitudine di mordersi la lingua tre volte prima di fare qualsiasi affermazione. se al terzo morso di lingua è ancora convinto della cosa che stava per dire, la dice; se no sta zitto. di fatto, passa settimane e mesi interi in silenzio.

buone occasioni per tacere non mancano mai, ma si dà pure il raro caso che il signor palomar rimpianga di non aver detto qualcosa che avrebbe potuto dire al momento opportuno. s’accorge che i fatti hanno confermato quel che lui pensava, e che se allora avesse espresso il suo pensiero forse avrebbe avuto una qualche influenza positiva, sia pur minima, su quel che è avvenuto. in questi casi il suo animo è diviso tra il compiacimento d’aver pensato giusto e un senso di colpa per la sua eccessiva riservatezza. sentimenti entrambi così forti, che egli è tentato d’esprimerli a parole; ma dopo essersi morsicato la lingua tre volte, anzi sei, si convince che non ha nessun motivo né d’orgoglio né di rimorso.

l’aver pensato rettamente non è un merito: statisticamente è quasi inevitabile che tra le molte idee sballate, confuse o banali che gli si presentano alla mente, qualcuna ve ne sia di perspicua o addirittura geniale; e come è venuta a lui, può esser certo che sarà venuta pure a qualcun altro.

più controverso è il giudizio sul non aver manifestato il suo pensiero. in tempi di generale silenzio, il conformarsi al tacere dei più è certo colpevole. in tempi in cui tutti dicono troppo, l’importante non e tanto il dire la cosa giusta, che comunque si perderebbe nell’inondazione di parole, quanto il dirla partendo da premesse e implicando conseguenze che diano alla cosa detta il massimo valore. ma allora, se il valore d’una singola affermazione sta nella continuità e coerenza del discorso in cui trova posto, la scelta possibile è solo quella tra il parlare in continuazione e il non parlare mai. nel primo caso il signor palomar rivelerebbe che il suo pensiero non procede in linea retta ma a zigzag, attraverso oscillazioni, smentite, correzioni, in mezzo alle quali la giustezza di quella sua affermazione si perderebbe. quanto alla seconda alternativa, essa implica un’arte del tacere più difficile ancora dell’arte del dire.

infatti, anche il silenzio può essere considerato un discorso, in quanto rifiuto dell’uso che altri fanno della parola; ma il senso di questo silenzio-discorso sta nelle sue interruzioni, cioè in ciò che d i tanto in tanto si dice e che dà un senso a ciò che si tace.

o meglio: un silenzio può servire a escludere certe parole oppure a tenerle in serbo perché possano essere usate in un’occasione migliore. così come una parola detta adesso può risparmiarne cento domani oppure obbligare a dirne altre mille. «ogni volta che mi mordo la lingua, -conclude mentalmente il signor palomar, -devo pensare non solo a quel che sto per dire o non dire, ma a tutto ciò che se io dico o non dico sarà detto o non detto da me o dagli altri». formulato questo pensiero, si morde la lingua e resta in silenzio.

***

görüşlerini ya da düşüncelerini açıklamak için herkesin kendini paraladığı bir çağda ve bir ülkede, bay palomar, herhangi bir şey öne sürmeden önce, dilini üç kez ısırmak alışkanlığını edindi. dilini üçüncü kez ısırdıktan sonra da, söylemek istediği şeye halâ inanıyorsa, söylüyor: inanmıyorsa susuyor. bu nedenle haftalar ve aylar boyunca suskun kaldığı oluyor.

susmaya elverişli fırsatların yokluğu duyulmuyor hiç, ama çok seyrek de olsa, bay palomar’ın, bir şeyi uygun zamanda söyleyememiş olmanın pişmanlığını duyduğu oluyor. olayların, düşündüklerini doğruladıklarını görüyor ve düşüncesini açıklamış olsaydı, olanlar üzerinde belki küçücük olumlu bir etkisi olabileceğini düşünüyor. bu durumlarda ruhu, doğru düşünmüş olmanın hoşnutluğuyla, ağzının aşırı sıkılığının suçluluğu arasında bölünüyor. bu duyguların ikisi de çok güçlü olduğu için, sözcüklerle dile getirmeye kalkışıyor bunları; ama dilini üç, hatta altı kez ısırdıktan sonra, böbürlenmek için de, pişmanlık duymak için de bir gerekçeye sahip olmadığına inanıyor.

doğru düşünmüş olmak bir erdem değil; aklına gelen bir sürü yanlış, bulanık ya da anlamsız düşünceden birinin uygun, hatta çok parlak olması, istatistik açısından neredeyse kaçınılmaz; bu düşüncenin, onun aklına geldiği gibi bir başkasının aklına da gelmiş olacağından hiç kuşku duymuyor.

düşüncesini açığa vurmama kararı daha tartışmalı. genel suskunluk dönemlerinde çoğunluğun sessizliğine uymak, hiç kuşkusuz ayıp. herkesin çok laf ettiği dönemlerde, önemli olan, laf kalabalığı arasında yitip gidecek doğruyu söylemek değil, bunu öncüllerden yola çıkarak ve söylenen şeye en büyük değeri verecek sonuçları içerecek biçimde söylemektir. ama bu durumda, belirli bir doğrulamanın değeri, içinde yer aldığı söylemin sürekliliğinde ve tutarlılığında bulunduğuna göre, tek seçim olanağı sürekli konuşmak ya da hiç konuşmamaktır. ilk durumda, bay palomar, düşüncesinin düz çizgili gelişmediğini, kararsızlıklar, yalanlamalar, düzeltmeler arasında zikzaklar yaptığını, bunların ortasında doğrulamasının haklılığının yiteceğini görüyor. ikinci seçenek ise, konuşma sanatından çok daha zor, bir susma sanatı gerektiriyor.

gerçekten, suskunluk da, başkalarının sözcük kullanımına karşı çıkan bir söylem sayılabilir; ama, bu suskun söylemin anlamı, arada sırada söylenen ve söylenmeyene bir anlam veren kesintilerinde yatar.

daha doğrusu: suskunluk, kimi sözcükleri dışlamaya ya da daha iyi bir olanak çıktığında kullanılmaları için yedekte tutmaya yarar. bunun gibi, şimdi söylenen bir sözcük, yarın yüz sözcüğün söylenmesini gereksiz kılabilir ya da bin başka sözcük söylenmesini gerektirebilir. “dilimi her ısırışta -diye, zihninde sonuca varıyor, bay palomar- sadece söyleyeceğimi ya da söylemeyeceğimi değil, ama ben söylesem de, söylemesem de, ben ve başkalarınca söylenecek ya da söylenmeyecek her şeyi düşünmek zorundayım.” bu düşünceye varınca, dilini ısırıyor ve susuyor.

(*) la citazione: italo calvino, “palomar”, capitolo terzo (3.2.1. del mordersi la lingua), 103-104, mondadori, 1994/einaudi, 104-106, 1983.
(**) la citazione/alıntı: italo calvino, “palomar”, üçüncü bölüm (3.2.1 dilini ısırmak), s. 96-97, traduzione di/çev: rekin teksoy, can yayınları, 1991.

Read Full Post »