Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Kasım 2011

difficile insomma definire in termini precisi l’indeterminatezza degli stati d’animo amorosi, che consistono in una gioiosa impazienza di possedere un vuoto, in una golosa aspettativa di ciò che potrà venirmi incontro dal vuoto, e pure nel dolore d’essere ancora privato di ciò per cui sto in impaziente golosa aspettativa, nello straziante dolore di sentirmi già potenzialmente raddoppiato per potenzialmente possedere qualcosa di potenzialmente mio, e ancora costretto a non possedere, a considerare non mio quindi potenzialmente altrui ciò che potenzialmente sto possedendo. il dolore di dover sopportare che il potenzialmente mio sia potenzialmente altrui, o, per quel che ne sapevo, altrui magari anche di fatto, questo goloso geloso dolore è uno stato di tale pienezza da far credere che l’innamoramento consista tutto solamente nel dolore, cioè che la golosa impazienza non sia altro che gelosa disperazione, e il moto dell’impazienza non sia altro che il moto della disperazione che s’avvita dentro se stessa facendosi sempre più disperata, con la facoltà che ha ogni particella di disperazione di sdoppiarsi e disporsi simmetricamente alla particella analoga e di tendere a uscire dal proprio stato per entrare in un altro stato magari peggiore ma che dilanii e dilaceri questo.

***
sizin anlayacağınız, aşık olmanın yarattığı ruh hallerinin belirsizliğini iyi tanımlamak zordur. bir boşluğa sahip olmak için neşeli bir sabırsızlık duyuyor, boşluktan karşıma çıkabilecek şey için yanıp tutuşuyor, ama aynı zamanda sabırsızlık ve büyük istekle beklediğim şeyden halâ yoksun olmanın verdiği acıyla, potansiyel olarak benim olan birşeye potansiyel olarak sahip olmak için potansiyel olarak iki misli büyüdüğümü hissetmenin, ama yine de ona sahip olamamanın, onun potansiyel olarak başkalarına da ait olduğunu düşünmenin verdiği korkunç acıyla kıvranıyordum. potansiyel olarak bana ait olan birşeyin potansiyel olarak başkalarına da ait olduğu düşüncesine katlanmanın verdiği acı, bu doymak bilmez kıskanç acı öyle bir doluluk hissi veriyordu ki, aşkın yalnızca acı olduğu düşüncesini doğuruyordu, yani doymak bilmez sabırsızlık, kıskanç umutsuzluktu, bu sabırsızlığın yarattığı isyan umutsuzluğun isyanıydı, umutsuzluk kendi çevresinde debelenerek daha da umutsuz hale geliyordu, her umutsuzluk taneciği kendisiyle aynı taneciğe bakışımlı dizilerek bulunduğu durumdan çıkıyor, daha kötü bir duruma düşmek pahasına, eski durumunu parçalayıp yok ediyordu.

(*) la citazione: italo calvino, “ti con zero”, capitolo secondo, 63-64, mondadori, 1995.
(**) la citazione/alıntı: italo calvino, “sıfır zaman”, ikinci bölüm, s. 75, traduzione di/çev: şemsa gezgin, marta bertolini, can yayınları, 2001.
(***) “sizin anlayacağınız, bu sorunun terimleri basitleştirildikçe zorlaşıyor”

Reklamlar

Read Full Post »

mi piaci silenziosa, perché sei come assente,
mi senti da lontano e la mia voce non ti tocca.
par quasi che i tuoi occhi siano volati via
ed è come se un bacio ti chiudesse la bocca.

tutte le cose sono colme della mia anima
e tu da loro emergi, colma d’anima mia.
farfalla di sogno, assomigli alla mia anima
ed assomigli alla parola malinconia.

mi piaci silenziosa, quando sembri distante.
e sembri lamentarti, turbante farfalla.
e mi senti da lontano e la mia voce non ti arriva:
lascia che il tuo silenzio sia il mio silenzio stesso.

lascia che il tuo silenzio sia anche il mio parlarti,
lucido come fiamma, semplice come anello.
tu sei come la notte, taciturna e stellata.
di stella è il tuo silenzio, così lontano e semplice.

mi piaci silenziosa perché sei come assente.
distante e dolorosa come se fossi morta.
basta allora un sorriso, una parola basta.
e sono lieto, lieto che questo non sia vero.

***

seviyorum susmanı, yokmuşçasına burada
duyarsın uzaktan beni, sesim varmadan sana
yuvalarından kanatlanmış gözlerin, ah sanki
bir öpücükle kapanıp mühürlenmiş o ağzın

ruhumla dolu bütün nesneler, herbir şey gibi
ruhumla yükselirsin yine bütün o şeylerden
ey rüya kelebeğim benim, ruhumsun sen tıpkı
farkınız yok hiç, ha karasevda sözcüğü ha sen

ne güzel şu suskunluğun, uzaklarda gibisin
inilder gibi, kuğurdayan bir kelebek sanki
uzaktan duyarsın beni, sesim ulaşmaz sana
sessizliğinle senin ben de susayım bırak da

ve izin ver sessizliğinle konuşayım senin
bir lamba kadar parlak ve bir yüzük gibi sade
gecesin sanki, suskun ve takımyıldızlarınla
kumaşı yıldızdan sessizliğinin, uzak, duru

seviyorum suskunu, yokmuşsun gibi, uzakta
ve acıyla yüklü, ölüp gitmişsin, öyle gibi
işte o an yeter tek bir sözcük, bir gülümseyiş
uçarım sevinçten, yaşıyorsun diye aslında

(*) è possibile ascoltare qui/dilerseniz şuradan dinleyebilirsiniz.
(**) pablo neruda, da “veinte poemas de amor y una canción desesperada”/”yirmi aşk şiiri ve umutsuz bir şarkı”dan.
(***) traduzione di/çev: ? [italiano], metin [dall’italiano al turco] (15’lik ölçüyle).

Read Full Post »